29 Eylül 2013 Pazar

KURABİYELİ PASTA

     Ne bereketli bir pasta ayıymış bu ay. Bu sefer de sağlık ocağına bir pasta yapıp götürdüm. İzinler tatiller derken 4 kişinin birden doğum günü bir araya gelmiş.Ben de hepsine topluca bir pasta yapayım dedim. 4 kişinin pastası bir pastada nasıl toplanabilir diye düşünürken aklıma çok güzel bir fikir geldi: Pastayı tek yapıp herkese bir kurabiye ile süsleme yapmak, sonra da bu kurabiyeleri pastanın üzerine yerleştirmek. Herkesin çok hoşuna gitti.


     Pastanın pandispanyasını kakaolu yapayım dedim ama içine bir farklılık katmak için tarçın da koydum.  Ara kremasında değişiklik olarak da sade kremaya hazır fındık aromalı içeçeklerin tozundan koydum. Hem rengi biraz karamelimsi oldu, hem de tadında fındık aroması hissedildi.

   Pasta çok da düz olmasın diye ağaç şekli verdim. Üzerine beyazla kahverengiyi haleli olarak karıştırıp düz olarak sererken yanlarına da kökleri ortada olan bir ağaç görünümü oldu.


     Kurabiyeler piştikten sonra onların süslemeleri de kişiye özel oldu tabii. Doğum günlerinin ikisi bayandı. Onlara birer çiçek yaptım. Birisi bordo- kırmızı bir gül...



Diğeri ise pembe bir karanfil.



    Erkeklere pasta yapmak çok zor oluyor. Cihangir Bey giyimine çok dikkat eder, güzel gömlekleri, kravatları vardır. Onun kurabiyesine kravatlı bir gömlek yaptım.


    Baki Bey ise bizim sağlık ocağının enjeksiyonlarından sorumludur. Ona en uygun ey de enjektör olacaktı. Hem de neredeyse gerçek bir enjektör. Çünkü iğne ucu yerine toplu iğne vardı.


    Kalan kurabiyeleri de basit birkaç süsleme ile tamamlayıp götürdüm. Güzel bir kutlamaydı. Mustafa Bey'i hacca uğurlamak için hazırladığımız yemeğin sonrasında ağzımız tatlandı.


İLK DOĞUM GÜNÜ

     Bugün Hayatın Kıvamı'nın doğum günü. Bir sene nasıl da geçti anlayamadım. Geçen sene bugün profiterolle başlayan tariflerime bakıyorum da tam 258 tane olmuş. Bu sene zarfında pişirdiklerimin hemen hemen hepsini görüntülemeye ve yazmaya çalıştım. İlk zamanlarda iş ve arkadaş çevremle başlayan takipçi sayım giderek arttı. O zamanlarda günde 25 sayfa görüntülemesi bile beni çok mutlu ediyordu. Bugün görüyorum ki toplam sayfa görüntüleme sayısı 113.513'e ulaşmış. Bu zamanlara gelmemde bana ilham kaynağı olan Belgin Anne Mutfakta'ya, blogumun o zarif görüntüsünü düzenleyen ge-ce'ye, bloguma ismini koyan Nurdan'a ve bana daima destek olan aileme ve iş arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
     Pişirdiklerimi sevdiklerimle ve arkadaşlarımla paylaşmak her zaman hoşuma gitmiştir. Bu blog sayesinde hiç tanımadığım pek çok insanla da paylaşma fırsatım oldu. Blogger olmaya başlamakla internette bilmediğim, hiç fark etmediğim bir dünyayı keşfettim. Onların paylaştıklarıyla onların dünyasına girdim. İlk zamanlar hep akşam mı fotoğraf çekeceğim diye düşünürdüm. Hava erken karardığı için bir an önce yaz gelse de şöyle güneşli fotoğraflar çeksem derdim. Bütün istediklerime teker teker ulaştım. 
     Bu blog bana yepyeni bir uğraş da kazandırdı: Butik pasta. Büyük bir şehirde yaşasam çok daha kolay olurdu belki ama burada da bulabildiğim malzemelerle işe başladım. Videoları seyrederek, yazılanları okuyarak kendimi geliştirmeye çalıştım. İyi ki internet var, her şeye bu sayede kolayca ulaşabiliyorsunuz. Yoksa ben hala marshmellowdan şeker hamuru yapmakla uğraşıyor olacaktım. Oysa artık küçük bir oyuncak kutum bile var, içi de butik pasta malzemeleriyle dolu. Aslında bugün için de kendime bir pasta yapmak istemiştim ama zamanım ve enerjim yetmedi. Bir daha ki seneye inşallah.
     Bundan sonra mı? Durmak yok. Ben hala evimin mutfağında bir şeyler pişiriyor oldukça bunları paylaşmaya da devam edeceğim. Bu da bir çeşit benim mutfak günlüğüm olacak. 
Yani: Kıvamı tutturuncaya kadar devam...

26 Eylül 2013 Perşembe

BU SEZONUN İLK GÜNÜ

    Günlerimiz yeniden başladı. Kurallar bozulmadı ve ilk günümüz yine Vildan'daydı. Vildan tatlılardan pek hoşlanmaz, bu yüzden onun sofrasında her zaman için tuzlular daha fazladır. Yine öyleydi.


     Sofrada 3 çeşit salata vardı. Birisi pirinçli salata: Rengarenk, havuçlu, maydanozlu. Her renkten vardı içinde.


Diğeri mantar salatası. Haşlanmış mantar, mayonez, sarımsaklı yoğurt, pancar turşusu ile yapılmıştı.


     3 salatamız mercimek kısırı. Ona bu komik ismi biz koyduk. Aslında yapılışı ve malzemeleriyle mercimek köftesi olup da sunumu itibarıyla kısıra benzeyen salata...

     Veee... bunların yanında meşhur turşumuz. Hepimiz turşuyu çok sevdik ve aradan geçen şu birkaç gün içinde çoğumuzun evinde aynı turşu kurulmuştur sanırım. Ben de bugün hazırlıklarımı tamamladım ve turşuyu kuruyorum. Turşumuz biber turşusu ama "gül biberi" turşusu. Biberlerin görünüşü çok güzel, üstelik lezzetli de. Hepimiz pazarda satıldığı yeri öğrendik, bir tek alıp kurması kaldı.

Yaprak sarmasını da bir güzel sarmıştı ev sahibimiz.

Baştan da dedim ya hep tuzlulardan gidiyoruz. Sırada patatesli kek var:

Son olarak da ıspanaklı gül böreği.

     Saymakla bitmeyen tuzlu çeşitlerinden sonra iki tane tatlıyı saymak gayet kolay. Ama içlerine eklenmiş ufak dokunuşlarla ikisi de çok lezzetli. İlki elmalı kek. Öyle bildiğiniz elmalı keklerden değil. Herkesin kakaolu sandığı kekte yerken değişik bir lezzet fark ediyorsunuz. Bu lezzet de onu çok güzel yapıyor. Sonradan öğrendik ki içine karadut reçeli katılmış. Harika bir tat vermiş bu lezzet.

    Son tatlımız da revani. O da bildiğiniz revanilerden değil. Onun da içinde portakal kabuğu şekerlemesi ve ceviz var. O da tam kıvamında ve harika olmuştu. Kaloriyi önemsemeyenler için kaymakla servis ediliyordu.
    O gün çayları içe içe bitirdik. 3. çaydanlıktan sonra pes edip kahvelerimizi de içtikten sonra bu tatlı sohbetli günü sonlandırdık. Ne demişler:
Ehli keyfin keyfini taze elden taze pişmiş taze kahve tazeler...


23 Eylül 2013 Pazartesi

KALPLİ PASTA

    Son haftalar pastalarla dolu geçti. O yüzden ard arda pastaları yazmaya devam edeceğim. Ama en zorlandığım pasta da eşimin doğum günü pastası oldu. Bu gördüğünüz o gün yaptığım dördüncü pastaydı. Nedendir bilinmez bir aksilikler sıralandı ve bir türlü pastayı yapamadım. İlk iki pandispanya kötü oldu. Üçüncüye hazır pandispanya aldım, o da kremayı sürünce ortasından çatladı. Hiç böyle bir şey başıma gelmemişti. Sonuncuyu da yine hazır pandispanya ile yapmak zorunda kaldım. İşte böyle bir pasta çıktı ortaya. Eşim maviden hoşlandığı için onun sevdiği mavilerden bir pasta yapmış oldum.

     Sadece kalp yapmayı planlamıştım ama çok sade gözükünce kelebekleri de kondurduk. Begüm ve Öykü de bana yardım ettiler. Hatta A harfinin tasarımı tamamen Öykü'ye ait. O da dayısının pastasını biraz süslemek istedi. Kendi tasarımıyla yaptığı şekillerden A harfini oluşturduk. Bu da değişik ve sade bir pasta oldu.

  Bunlar süslemek ve kalp yapmak için hazırladığımız mavinin tonları...

  Kalp yapmak için sırayla her tondan mavileri dizmek Begüm'ün göreviydi. Bu işlem bitince kalp eklinde kesildi.

   Bunlar da kelebeklerimiz uçsun diye kanatları kaldırılmış hali. Biraz sertleşip bu hali alınca pastanın üzerine yerleştirdik.

   Bu benim kısmen sade pastam...

  Bu da Öykü'nün yaptığı şekillerle süslenmiş hali. En son olarak onun şekillerinden harf yaptık.

18 Eylül 2013 Çarşamba

ERİK REÇELİ

    Bu sene reçelini yapmadığım meyve pek kalmadı galiba. Erikleri çok görünce onları da kaynatayım dedim. Eriğin cinsine burada al erik deniliyor. Çok lezzetli, tatlı bir erik. Ama eminim diğer erik çeşitleri ile de aynı şekilde olacaktır. Kolay gelsin.


MALZEMELER:
1 kg. erik
4 su bardağı şeker
1/2 limon suyu
YAPALIM:

  • Erikleri yıkadıktan sonra ortadan keserek çekirdeklerini çıkarın. Tencereye alıp üzerine toz şekeri koyun. Bir gece bu şekilde beklesin.
  • Ertesi gün ocağa alıp kaynatmaya başlayın. Reçel kıvamını alınca limon suyu ilave edin, 1-2 dakika daha kaynasın.
  • Daha sonra ılınınca kavanoza boşaltın.

17 Eylül 2013 Salı

KİTAP PASTA

     Kitap okumayı çok seven küçük kızım Begüm'ün doğum günü pastasını çok önceden kitap şeklinde olarak planlamıştım. Şansına çok kalabalık bir güne denk geldi bu seferki doğum günü. Belki de ayarlamak istesek ailedeki bu kadar insanı bir araya getiremezdik. Halalarından teyzesine, dayısına, babaannesinden anneannesine, büyük teyzeye ve dedelere varıncaya kadar herkes oradaydı. Bu kalabalıklığın bir tek benim için yan etkisi oldu: O kadar kalabalıkla beraber pasta yapmak zorunda kaldım. Ben ki pasta yaparken evdeki hiç kimseyi mutfağa sokmazken bir sürü insan başımdayken pastayı hak etmeye çalıştım. Ben de ayrıntılar için onlardan yardım istedim. Böyle olunca kitabın üzerindeki süsleri kardeşimle Ece birlikte yaptılar. İlk deneyime göre de oldukça da başarılıydılar. 


    Pastanın son görünümü bu şekilde. Ama ilk önce dikdörtgen bir pandispanya şeklinde başladı her şey. Çok kalabalık olacağımız için evdeki en büyük kalıbı kullandım. Sonradan arttı bile ama ilk önce bana hiç yetmeyecekmiş gibi gelmişti.


   Kitabın ortasındaki kabarıklığı sağlamak için paket halinde satılan kedi dillerini kullandım. Kakaolu pandispanya ve kakaolu kreması vardı.


     O kadar işin arasında bu sefer resimleme şansın fazla olmadı. Kitabın sayfalarını oluşturan kenarlarını önce yapıp ardından üzerine kıvrılmış sayfaları ekledim.


    Üç tane kıvrılmış sayfa yaptıktan sonra ortasına bir ayraç koydum.

Üzerindeki süsler ablası ve teyzesine ait. En son olarak da isminin olduğu bir etiket koydum.


16 Eylül 2013 Pazartesi

PATATESLİ KEK

    Tariflerimin bir kısmı defterimde yapanların adıyla kayıtlı. Böylece hem yapılan şeyi hem de yapan kişiyi hatırlamış oluyorum. Bu tarif de tariflerimin arasında "Reşide Hanım'ın Patatesli Keki" olarak kayıtlı. Her yapışımda onu hatırlarım. İyi de oldu bu keki yaptığım, arayıp hatırını sormuş oldum. Eski dostlukları unutmamak güzel, hatırlamak daha da güzel. Bizden küçükler de zamanı gelince bizim gönlümüzü alır, hatırımızı sorarlar inşallah...


MALZEMELER:
4 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvı yağ
3-4 adet patates
1 adet kuru soğan
Maydanoz
Dere otu
Tuz
Karabiber
Kırmızı biber
2.5-3 su bardağı un
1 çay kaşığı karbonat
YAPALIM:

  • Patatesler fazla büyük olmayacak şekilde küp küp doğranır. Soğan, maydanoz ve dere otu da küçük olarak doğranıp bir kenarda bekletilir.
  • Yumurtalar beyazlaşıncaya kadar çırpılır. 
  • Yoğurt ve sıvı yağ eklenir.
  • Elenmiş unla karbonat konularak tahta kaşıkla karıştırılır.
  • Patates, soğan ve yeşillikler çiğ olarak eklenir. Baharatlar konup karıştırılır ve yağlanmış kalıba dökülür. 
  • 170 derecede üzeri kızarıncaya kadar pişirilir.

14 Eylül 2013 Cumartesi

KIZILCIK MARMELADI

     Kış hazırlıkları son hızla devam ediyor. Pazarda bulduğum, gayet olgun kızılcıklar da marmelat oldu sonunda. Hem de bir taraftan misafirlere yemek hazırlarken bir taraftan da marmeladı kontrol ederek gayet güzel kıvamda piştiler. Onlar da kavanoza girip etiketlendi. Bakalım sırada neler var?


MALZEMELER:
1 kg kızılcık ( Kastamonu'da "kiren" deniliyor)
4 su bardağı toz şeker
Limon suyu
YAPALIM:

  • Malzemesi ne kadar azmış değil mi? Yapımı da kolay. Önce kızılcıkları yıkayıp üzerini geçecek kadar su koyarak kaynatıyoruz. 
  • Meyveler yumuşayınca süzgeçten geçirmemiz gerekiyor. Ben kolaylık olsun diye önce elimle ezip sonra kaşığın tersiyle süzgeçten geçiriyorum. Amacımız meyvenin çekirdeklerinin ve kabuğunun ayrılarak sadece posasının ve suyunun kalması.
  • Sabrınızın yettiği kadar süzdükten sonra üzerine toz şekeri döküp kaynatmaya başlayın. Arada bir karıştırmayı unutmayın. Aniden koyulaşıp dibi tutabilir, dikkatli olun. 
  • Koyulaşıp sürülebilir marmelat kıvamına gelince 3-5 damla limon suyu ilave edip kavanozlara boşaltabilirsiniz. 
Afiyet olsun.

11 Eylül 2013 Çarşamba

PİLELİ BÖREK

    Bu seferki böreğimiz hazır yufkadan yapılıyor. Bu katlama usulünü annem çok kullanır. Yapımı kolay, kesip servis yapması da rahattır. Deneyin, memnun kalacaksınız.


MALZEMELER:
4 adet yufka
1/2 paket margarin
1 su bardağı süt
3 yumurta
Beyaz peynir
Maydanoz
YAPALIM:
  • Margarini eritip içine sütü katın. 1 yumurtanın sarısını ayırıp kalan yumurtaları da koyun. Çırpıcı ile karıştırın.
  • İlk yufkayı düz olarak serin. İçine sütlü yağlı karışımdan sürüp ortasına geniş bir şekilde peynirli maydanoz karışımından koyun. Sonra ortadan ikiye katlayın. Yeniden karışımdan sürün.  Yufkayı 4 parmak genişliğinde 2 kez katlayın. İnce uzun bir yufkanız olacaktır. İki ucundan tutup tepsinizin büyüklüğüne gelecek kadar büzün ve yağlanmış tepsiye yerleştirin.

  • Aynı işlemi diğer yufkalar için de yapın. Üzerine daha önce ayırdığınız yumurta sarısını 1 yemek kaşığı sıvı yağ ile karıştırdıktan sonra sürün. Dilerseniz üzerine susam veya çörek otu serpin. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında kızarana kadar pişirin.

10 Eylül 2013 Salı

ERİKLİ MİLFÖY GÜLLERİ

    Biraz kolay bir tarif daha vereyim dedim bugün. Erikli bir gün geçirdim. Eve erik bol gelince suyu, reçeli, tatlısı yapıldı. Sütlü tatlı buzdolabında soğurken öğle yemeğine atıştırmalık güller yaptım. Az da olunca kapış kapış gitti. Ani gelen misafirleriniz için de harika bir seçenek olacaktır.


MALZEMELER:
4 çift milföy hamuru
15-16 adet erik
Pudra şekeri
YAPALIM:

  • Her bir çift milföy hamurunu uzunlamasına 4 eşit parçaya ayırın. Yani her bir hamurdan 4 uzun şeridiniz olsun. 
  • Erikleri yıkayıp çekirdeklerini çıkardıktan sonra ince dilimlere ayırın.
  • Her bir şeridin üzerine erik dilimlerinden, sık olmayacak şekilde yerleştirin.
  • Fazla sıkı olmayacak şekilde hamurları rulo yapın. En son ucunu hafif ıslatarak yapıştırın.

  • Ruloları pişirme kağıdı serilmiş tepsiye dizin. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında üzeri hafif kızarana kadar pişirin. Biraz soğuyunca üzerine pudra şekeri serpip servis edin.

9 Eylül 2013 Pazartesi

REYHANLI YEŞİL SALATA

     Yine kısa bir aradan sonra merhaba! Artık işlerim yoluna girdi, temiziliğim bitti ve eski düzenimde sabahları tariflerimi yazmaya başlıyorum.
     Kış hazırlıklarıyla dolu bir hafta geçirdim, ardında ev temizliği derken bütün bir hafta çok hızlı bir şekilde gelip geçti. Ama artık domates konservelerim hazır, domatesli patlıcan ezmelerim kavanozlarda, şeftali reçeli, armut marmeladı, erik reçeli, incir reçeli , hepsi tamam. Barbunyalar buzluğa girdi, turşular da hazır. Kayınvalidemle beraber salçayı da kaynatıp tarhanayı da yoğurduk. Pek fazla bir şey kalmadı herhalde. Bende de epeyce tarif birikti, artık sırayla yazmayı düşünüyorum. Bugüne de bir salata tarifi ile başlayalım dedim.


MALZEMELER:
Maydanoz
Roka
Tere
Reyhan
Domates
Zeytinyağı
Tuz
Limon veya sirke
YAPALIM:

  • Çok kolay ama çok lezzetli ve besleyici bir salata. Miktarları tamamen size kalmış. Ben eskiden bulduğum yeşillikler ile bu salatayı yapardım. Bu sefer pazarda reyhan bulup aldım. Çok hoş ve güzel bir kokusu var. Bulabilirseniz onu da içine katın. 
  • Maydanoz, tere, roka ve reyhanı eşit miktarlarda yıkayıp incecik doğrayın. İçine domates de katın. Tuz, zeytinyağı ve limonu kattığınız zaman harika bir salata olacaktır. 




5 Eylül 2013 Perşembe

ARMUT MARMELADI

     Bu sıralarda evdeki her şeyi kışa hazırlama amacına yönelik çalışmalarım devam ediyor. Dün akşam bir de fark ettim ki köyden toplanıp gelmiş armutlar neredeyse bozulacak. Hepsini yemeye de imkan yok, ben de rendeleyip marmelat yapayım dedim. Armuttan marmelat yapımı pek rastlanan bir şey değil ama sonuçta o da bir meyve ve reçeli yapılabilir. Önceki gün pazardan aldığım domatesleri konserve haline getirince armutları da ocağa koydum. Şeftaliden de reçel yapıp günü kapattım. Yine oldukça verimli bir gündü. Bakalım bu akşam ne yapacağız.


MALZEMELER:
1 kg armut
4 su bardağı toz şeker
1/2 limon suyu
4 adet karanfil
1 adet çubuk tarçın
YAPALIM:

  • Armutların kabukları soyulup rendelenir.
  • Rendelenen armutlar tencereye alınıp üzerine toz şeker koyularak kaynatılmaya başlanır. İçine karanfil ve çubuk tarçın da eklenir.
  • Kaynadıktan sonra ocağı altı kısılır ve arada bir mutlaka karıştırılır. Marmelat giderek koyu kıvamlı bir hal alacağı için dibi tutmaması açısından dikkatli olunması gerekir. 
  • Armutlar pişip marmelat koyu bir bir kıvam alınca limon suyu veya limon tuzu koyularak 1-2 dakika daha kaynatılır. Karanfil ve çubuk tarçın içinden çıkarılır. Sonrasında kavanozlara sıcakken yerleştirilip ağzı yeni bir kapakla sıkıca kapatılıp ters çevrilir ve bir gece bekletildikten sonra kışlıkların arasına kaldırılır. 

4 Eylül 2013 Çarşamba

İNCİR REÇELİ

    Günaydın ! Uzun bir aradan sonra yine buradayım. Yorucu ama güzel bir tatil sonrası eski düzenime dönmüş bulunmaktayım. Tatilde her şey çok güzeldi ama belki de en çok yemek yapmayı ve damak tadıma uygun yemek yemeyi özledim. Yalnız ben değil ailedeki herkes bu konuda aynı fikirdeydi. Yurt dışında tatil yapmanın böyle bir kusuru da oluyor tabii. Ama şunu bir kere daha anladım ki bizim memleketimiz gibisi yok, bizler çok şanslı insanlarız. Bizim yemeklerimizin üzerine yemek de yok. Demlenmiş çay bile burnumda tüttü.
    Gezmenin, uzun süre evden ayrı olmanın zahmetleri sonradan çıkıyor tabii. Hele ki dönüşünüz benim gibi kış hazırlıklarına denk gelmişse. Dün itibariyle kış hazırlıklarımız da başladı, altından kalkarız inşallah.
    Dün iki kere pazarı tavaf ettim. Öğlen arası gidip alacaklarımı alırım diye düşünüyordum ama elimdeki ağırlıklar arttıkça gidip arabaya boşalttığım ve bu işlemi 3 kez tekrarladığım için öğle tatilinde alışverişi bitiremedim. Ben de iş çıkışı bir kez daha uğradım. Pazarın her sokağına en az bir kere girmişimdir. Her şey çok tazeydi, tarladan yeni toplanmıştı ve ne ararsanız vardı. Bu bolluğumuz belki bir hafta daha sürer, ondan sonra kış moduna gireriz sanırım.
    Dün epeyce bir şeyler yaptım ama bugün incir reçelimi yazacağım. Sanırım benim gibi daha önce incir reçeli yememiş olanlar o filmi seyrettikten sonra en azından tadına bakmak istemişlerdir. Film beni çok etkilemişti. Geçenlerde reçelin tadına ben de baktım, güzeldi. Dün de pazarda İnebolu'dan gelmiş taze incirleri görünce reçelini yapayım dedim. Ellerimle tek tek seçtim incirleri. Küçük ve biraz sert olanlardan ayırdım. Kendimize de yemek için ayrıca olgun olanlarından seçtim tabii. Akşam çok geç olmasına rağmen bozulmasın diye hemen reçel yapmaya başladım. Niye mi geç olmuştu, çünkü öncesinde de tarhana karmıştım :) Tarhananın tarifini de daha sonra vereceğim. Gelelim reçelimizin yapımına:



MALZEMELER:
1 kg incir ( küçük ve sert )
4 su bardağı su
1 kg toz şeker
Limon suyu
YAPALIM:

  • İncirlerin kabuklarını soymakla işe başlıyoruz. Kabuklarını soymadan yapanlar da var ama böylesi çok daha iyi oluyor. Kabukları soyarken iyi ki 1 kilo incir almışım diye düşündüm. Çünkü küçücük incirleri soymak hiç de kolay olmuyor. Yarısından sonra eldiven de taktım ama sanki çok fazla bir şey fark etmedi.
  • İncirleri soyarken şeker ve suyu bir tencereye koyup kaynatmaya başlayın. Şekerli suyunuz biraz koyulaşacak. Suyun içine bir kaç da karanfil atabilir siniz.
  • Soyulmuş incirleri başka bir tencereye koyup üzerini geçecek kadar da su ilave ederek haşlayın. Haşlama sonrasında incirlerin rengi değişmeye başlayacaktır. Bu aşamada incirleri bir süzgece alıp suyunu iyice süzün. Süzülen incirlerin üzerine çok fazla zedelemeden bir kağıt havlu ile fazla suyunu alın.
  • Süzülmüş ve suyu alınmış incirleri koyulaşmış şekerli şerbetin içine atın ve kaynamaya bırakın.  Her reçelde olduğu gibi meyveyi ilave edince önce biraz sulanacak, sonra yine kaynadıkça koyulaşacaktır. İncirlerin dağılmasını engellemek için karıştırma işleminde kaşık kullanmayın, tencereyi sağa sola yavaşça sallayın.
  • Koyulaşmasını kontrol etmek için suyundan bir kaşık alıp yayvan bir kahvaltı tabağına koyun. Orada soğuması birkaç dakikayı alacaktır. Soğuyan reçelin kıvamını böylece daha iyi anlayabilirsiniz. Eğer reçel kıvamına gelmişse birkaç damla limon suyu koyup 5 dakika daha kaynatın ve artık ocağınızı kapatın. Artık reçeliniz hazırdır. Sıcak sıcak kavanoza koyup ağzını sıkıca kapatırsanız bozulma ihtimali pek olmaz.

Special design for Hayatın Kıvamı by GeCe