20 Ağustos 2014 Çarşamba

DOĞU KARADENİZ GEZİSİ 3. GÜN: RİZE AYDER

    Yeni bir tatil gününde tamamladığımız Doğu Karadeniz gezisini anlatmaya devam ediyorum. İkinci günün akşamı Rize Çayeli'de kaldığımız Grand Çavuşoğlu Otel'de yaptığımız güzel sabah kahvaltısı ile güne başlıyoruz. Gayet memnun kaldığımız otelde sabah denize karşı yaptığımız kahvaltı da güne harika başlamamızı sağladı.
    Bu gezi sırasında her gün daha bir yeşille karşılaşıyorsunuz. Artık çevremizde görülebilir toprak kalmadı sayılır. Çünkü olabilecek toprak parçaları da adeta bir yorgan gibi çay bitkisi ile örtülmüş. Ayder yolunda yol boyunca coşkun bir ırmak bize eşilik ediyor. Zaten burası rafting amaçlı kullanılıyor.

    Ayder Yaylası çevresi bir takım otel ve pansiyonlar ile lokantalarla kaplı yine yemyeşil bir arazi. Bize burasının soğuk olabileceği söylenmişti. O yüzden tedbirimizi alarak geldik ama yine gayet sıcak bir hava ile karşılaştık. Aralarda yayla evleri de var.

    Burada görülmesi gereken yerlerden biri de Gelin tülü şelalesi. Dağların arasından doğarak aşağıya doğru uzanan müthiş bir güzellik. Şelale manzaralı bir çay evinde çay ve ayran içiyoruz.

   Biraz acıkınca da kuymak yiyelim dedik. Garsonla bir türlü anlaşamadık. Kuymakla mıhlama arasında gidip geldikten sonra bizim kuymak olarak bildiğimiz, mısır unu ve tereyağı ve de kuymak peyniri ile yapılan o güzel lezzeti getirdi. Uzun uzun kuymakla mıhlama farkını anlattı, her yerde farklı yapıldığını söyledi. Biz de kuymak niyetine Rizelilerin Mıhlamasını yedik.

   Burada çayır çimen bol olduğu için insanlar bunun zevkini bolca çıkarıyorlardı. Ama o sıcakta bizim gözümüz almadı, zaten bizim için de bu kısmı çok farklı değildi.
    Oradan aşağı inerken Timisvat Köprüsü'nde durarak herkesin yaptığı gibi fotoğraf çektirdik. Taş kemer bir köprüde.  Köprüyü boş olarak bulduğum nadir anlardan biri....

 Sonra yolculuk Zilkale'ye. Bu da yol üzerinde sıkça rastlanan evlerden biri.

   Bu da Karadeniz'in espirilerinden biri. Abajur olarak kullanılmış kazanlar.

Yine bir köprü daha: Çinçiva (Şenyuva Köprüsü).

Devamındaki manzara çok güzel.

Uzun bir yolculuğun ardından Zilkale'ye varış. Çoğu kısmı yeniden onarılarak yapılmş, dağların tepesinde bir kale. Etrafta armut satan köylüler var.

   Bir miktar ödeme yaparak kaleye giriyor ve daha da epeye çıkıyorsunuz. Sonra da manzaranın keyfine dalıyorsunuz.

    Buraya çıktığımıza değdi, belki de bu gezi süresince yediğimiz en güzel yemeklerden birini burada yedik. İnsanları yine çok içten, olabildiğince samimi. Hattamutfağına bile girmemiz itiraz etmiyorlar. Kısa bir keşiften sonra yeni pişen tencerelerden yemekleri ısmarladık: Kara lahana dolması, kuru fasulye ve haşlanmış et. Unutmamak için adını kaydetmişim: Kaledibi Cafe. Çok uzun zamandır kara lahananın dolmasını yememiştim ama orada yediğim dolmanın tadı hala ağzımda. Ya kuru fasulyeye ne demeli. Bir kuru fasulye ancak bu kadar lezzetli pişirilebilirdi. Bir de közde patatesi unutmamak lazım.

   Böylece yolculuğumuzun en doğusuna kadar gitmiş bulunuyoruz. Buradan sonraki istikametimiz Trabzon. Akşam orada konaklayacağız. Kısıtı bir zamanımız olduğundan daha doğuya gidemedik.Yarınki geziye Trabzon'u gezerek devam edeceğiz.

15 Ağustos 2014 Cuma

DOĞU KARADENİZ GEZİSİ 2. GÜN: SÜMELA MANASTIRI VE UZUNGÖL

    Doğu Karadeniz gezimiz bence 2. gün başladı. Çünkü dinlenip kendimize geldik ve gezmeye başladık. Hava çok sıcak ve nemli. Sümela Manastırı'nı gezip Uzungöl'e gitmemiz gerekiyor. O yüzden 8'de yola çıktık. Manastır'a girişler 9'da başlıyormuş ve önceden gidenler kuyruğa girmeye başlarlarmış, hatta arabanıza yer bulamayabilirsiniz diye gözümüzü korkuttular. Çünkü araba bırakıldıktan sonra yaya olarak yürüyüş başlıyormuş. Ama dedim ya, erken gitmemizin sayesinde gidilebilecek son noktaya kadar arabamızla gittik. Yürüyüş için de kıyafetlerimiz uygun olduğundan patika yoluna tırmanmaya başladık.

    Patika korktuğum kadar zorlu değildi. Çünkü basamaklandırılmıştı ne bu da tırmanmayı çok kolaylaştırıyordu. Bir tarafı da korkulukla korunuyordu. Ara sıra karşınıza çıkan yerel sanatçılar kemençeleri ile kulağınızın pasını siliyorlardı. Oldum olası Karadeniz ezgilerini çok sevmişimdir.

Etrafta hala yeşillikler, sarmaşıklar, gölge yerlerde yosunlar mevcuttu.
 Ağaçların çoğunun köklerini toprağın yüzünde görmek mümkündü.

Tepeye vardığımızda manzara muhteşemdi.

   Tek problem bir kısmının ziyarete kapalı olması idi. Taşların içine oyularak yapılmış bir yapı, bir de uğraşıp duvarlarını resimlerle doldurmuşlardı. Ziyarete gelenler de boş durmamışlar, onlar da kendi imzalarını bırakmışlardı. sakın benim de oraya imza bıraktığımı sanmayın, ben sonradan fotoğrafın üzerine imza koydum.
  Aşağıya inerken yukarı çıkan kalabalığı görünce erken çıkmakla ne kadar iyi ettiğinizi bir kere daha anlıyorsunuz. Hem çıkılan alanın dar olması hem de gezilen alanın küçük bir alan olması sebebiyle o kalabalıkla yukarı çıkanlar bizim kadar memnun kalmamışlardır sanırım.
   Öğleye kadar Sümela gezimizin tamamlanmasından sonra Of üzerinden Uzungöl'e doğru yola çıktık. Yol üzerindeki Kiremitli Köprü gezilmesi gereken yerler arasında idi. Ama hiç böyle bir köprü beklemiyordum. Daha eski, daha dar, farklı bir yer bekliyordum. Oysa üzerindeki kiremitli çatı yüzünden böyle bir isim verilmiş bir köprü idi. 


Zaman ilerlediği için karnınız hafiften acıkıyor. Henüz Uzungöl'e varmadığımız için biz de karpuz molasını burada verdik. Henüz açılmamış olan tesislerde karpuzumuzu kesip yedik. 

Bu kısa moladan sonra yolun sonu sizi çok güzel bir göl manzarasına getiriyor. Gölün etrafını yürüyerek dolaşabiliyorsunuz. 

Ama bizim gibi ağustosun en sıcak günlerinde gitmişseniz bu sizi zorlayabilir. Mutlaka güneşe karşı önlemlerinizi almanız lazım. Arabanızı park edebileceğiniz yerler var, arabayı bırakıp yaya olarak gezerek manzaranın keyfine dalıyorsunuz. 
   Gölün çevresi lokantalarla, otellerle ve pansiyonlarla kaplı. Burada alabalık yeniliyor. Biz de tamamen tesadüfi olarak seçtiğimiz bir lokantada (Migron Restaurant) alabalık yedik. Tereyağlı ve ızgara seçenekleriniz var. Tamamen damak tadına bağlı, ben tereyağlısını sevdim, eşim ızgarayı beğendi. Balıklar bizim burada yediklerimize göre biraz daha küçükler. Ama lezzetli bir balık yemiş oluyorsunuz.  
   Bir de Laz Böreğinin tadına baktık. Yine Karadenizliler esprilerini yapmışlar ve tatlının adını börek olarak koymuşlar. Değişik bir tat, bence denemek lazım. 
   Bir sonraki gün gezimiz Ayder'e kadar uzayacağı için akşam Rize Çayeli'nde kalma planımız vardı. Rize içinden geçerken de orayı gezmemek olmaz. Gezi planlarında gözüken Rize Botanik Bahçesi'ni gezmeden olmaz diye düşündük ama ne yazık ki burası henüz Rizeliler tarafından bile doğru düzgün bilinmeyen bir yer. Rize'nin o dar ve yokuş sokaklarında o kadar çok dolaştık ki artık vaz geçmişken bulduğumuz şeyin Botanik Bahçesi olduğunu anlamadık bile. 
Bu şehirde her şey Çaykur'un katkıları ile yapılmış. Bu bahçe de Çaykur'un işlettiği bir yer. Aslında mesai saatleri içinde gelseydik çayın yapılışını da görebileceğimiz yerleri mevcut. Bahçede aslından 40'dan fazla çeşit ağaç varmış. Ama çok dar bir alana sığdırılmış. Gezmeye başlamızla bitmesi bir oluyor. Belki de gördüklerimizi anlatan biri olsa çok daha farklı olurdu. 
Merdivenle çıkılan üst kısmında çay bahçesi var, doğal olarak. Servisi biraz yavaş ama Rize'ye yukarıdan hakim, yeşillikler içinde bir manzarada çayınızı içiyorsunuz. Bir kısmımız yeşil çayı denedi ve farklı buldu, bu sayede bahçenin girişinden de çay alışverişi yapmış olduk. Sadece Rize'nin hediyelik çayının başka bir yerde satılmadığını ve özel bir harman olduğunu söyledikleri için onu ve yeşil çayı aldık.
   Akşam kalacağımız otel Çayeli'nde.Nasıl bir yerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. O yüzden akşam yemeğini Rize'de yedik. Yemek için de bir taksiciden yardım aldık. Karadeniz insanları çok yardımsever. Herkes size hemen yardım etmeye çalışıyor. Çok espirili insanlar. "Burada size göre yemek yenilecek yer Huzur Restaurant" deyip bize yerini ayrıntısı ile tarif etti. Çok da memnun
 kaldığımız bir yer oldu. Çarşı merkezinde olduğu için bulması kolay olan bir yer. Servisleri çok hızlı. Orada neler mi yenir? Herşey güzel. Daha içeri girerken gözümüze çarpan Trabzon peynirli pidesi bir harikaydı. 
Kapalı pideyi burada çok güzel yapmışlardı. Klasik bir et yemeği ama lezzetliydi.
   Bu arada mutfağa yakın oturmuşuz. Bir de baktık, tepsi tepsi sütlaçlar gidiyor. Üzerinde de hemen hemen bir avuç fındık. Göz hakkımız deyip onu da istedik. Emin olun ki Hamsiköy sütlacından daha güzeldi. Burayı şiddetle tavsiye ediyorum.

13 Ağustos 2014 Çarşamba

DOĞU KARADENİZ GEZİSİ 1. GÜN: UZUN BİR YOLCULUK

    Doğu Karadeniz gezimizin ilk günü. Bir değişiklik yaparak gideceğimiz son noktaya kadar gidip gezerek geri dönmeye karar verdik. Ama benden size tavsiye bizim bu fikrimize uymayın. Bu şekilde yolculuğa başlamak çok yorucu oluyormuş çünkü. İlk gün güzergahımız Kastamonu-Trabzon Maçka idi. Harita üzerinde 673 km. Havalar çok sıcak olduğundan sabah erken çıkmayı ve serinlikte epeyce yol gitmeyi planlamıştık ama sabah 9'dan önce yola çıkamadık. Öyle olunca da gayet sıcak bir havada yolculuk etmek zorunda kaldık.
    Yol uzun olunca bir mola vermek gerekiyordu. Samsun-Ordu yolu üzerinde Çarşamba'da Midilli Restaurant'ta ilk molamızı verdik ve öğle yemeğimizi yedik. Burada pide meşhur dediler ve her çeşitten pide yedik. Pideler açık ve kapalı olarak yapılıyordu. Kapalı ve kaşarlı pide güzeldi ama kıymalısını ben beğenmedim.

 Açık pidelerden de kaşarlı ve kuşbaşılısını denedik, ikisi de güzeldi. Yalnız servis biraz kötüydü. Ortamı güzel, geniş bir arazide, çok emek verilerek yapılmış bir restaurant olmasına rağmen garsonlarının biraz daha deneyime ve eğitime ihtiyacı vardı.

    Buradan tekrar yola çıkarak Ordu'ya kadar geldik. Normalde buradan sonra hiç ara vermeden Maçka'ya kadar gitmemiz gerekiyordu. Ama karşı taraftan, Giresun'dan doğru gelen arkadaşımla buluşmak için küçük bir mola da Ordu'da verdik. Bu arada yol da Ünye ve Fatsa'da oldukça kalabalıklaştı ve kırmızı ışıklar arttı, sıcakla da birleşince sıkıcı bir yol oldu.
    Ordu'dan sonra hiç durmadan Giresun ve oradan da Trabzon'a geldik. Artık yol iyice yorucu olmaya başlamıştı. Fakat o gün için Sümela'yı gezmeyi planladığımız için gezimizin son durağı Maçka olarak planlanmıştı. Yolun biraz uzun sürmesi ve verilen molalarla Maçka'ya geldiğimiz saatte Sümela'yı gezmek mümkün olmadı. İyi ki de olmamış, çünkü ertesi gün erkenden yapılan gezimiz çok daha iyiydi.

     Akşam yemeği için Saklıbahçe Restaurant'ta gidecektik ama akşam karanlığında zar zor bulduğumuz Saklıbahçe maalesef kapalıydı. Biz de kaldığımız İpekyolu Park Otel'de açık büfe yemek yedik. O gece orada kalan turlara özel miydi bilmiyorum ama canlı müzik de vardı. Biz çok yorgun olduğumuz için yemekten hemen sonra odalarımıza çekildik ama oradaki grup çok eğlendi.Yemekleri de güzeldi. Hatta Hamsiköy'e gitmeden, oradan getirilmiş Hamsiköy sütlacının da böyele tadına bakmış olduk. Güzel ve lezzetli yapılmış fırın sütlaçtı. Sabah kahvaltı biraz zayıftı ama iyi bir oteldi.

12 Ağustos 2014 Salı

KANEPELER KANEPELER...

   Bu sene Ramazan sofralarında iftariyeliklerin yanında favorilerim kanepeler oldu. Elimde o gün için hangi malzeme varsa onunla kanepe yaptım. Atıştırmalık olarak günlük yemeklerde de kullanılacağı gibi bu şekilde de tüketilebiliyor. Kurumasın diye de malzemeleri önceden hazırlayıp kapaklı kapların içinde beklettim ve sofra hazırlanmasına yakın kızların önüne koydum, onlar da ekmeklerin üzerine sürdüler. Hatta sürerken de oldukça eğlendiler. 


HARDALLI KANEPE:
1 yemek kaşığı hardal
2 yemek kaşığı mayonez
100 gr. beyaz peynir
LABNELİ KANEPE:
1/2 kutu labne
1 diş sarımsak
Dereotu
Üzerini süslemek için kornişon turşu


TAVUKLU KANEPE:
1 çay bardağı rondodan geçirilmiş tavuk
2 yemek kaşığı labne
2 yemek kaşığı rondodan geçirilmiş pancar turşusu
1-2 yemek kaşığı ince çekilmiş ceviz
YAPALIM:

  • Hangi kanepeyi yapmak istiyorsanız içindeki malzemeleri bir araya getirip karıştırın.
  • 4 parçaya kesilmiş tost ekmeklerinin üzerine sürerek servis edin.


Special design for Hayatın Kıvamı by GeCe